Kaizen Uygulama Uzmanlığı Nedir? Danışmanlıktan Farkı Nedir?

teorik değil, pratik;

dışarıdan değil, içeriden;

masada değil, sahada;

danışman değil, uygulamacı…

Kaizen kapsamında Danışmanlık ile Uygulamacılık arasındaki farkı daha iyi anlatabilmek için kendi hayatımdan ve danışmanlık (!), daha doğrusu uygulamacılık geçmişimden bahsetmem gerekiyor.

İstanbul Erkek Lisesi ve ODTÜ Makine Mühendisliğinde eğitim gördükten sonra 1998’de Mercedes-Benz Türk’ün İstanbul otobüs fabrikasında çalışmaya başladım. Mercedes’te geçen altı güzel ve öğretici yılın ardından bir mühendislik firmasında çalışmaya başladım ve gerçek anlamda dış dünyadaki firmalarla burada tanıştım. Mercedes’te çalışırken gittiğim yan sanayi firmalarının (biz o zaman tam anlamıyla yeterli görmesek de) aslında Türkiye’deki çoğunluğu oluşturan firmalardan çok daha üst seviyede olduğunu o dönem anlamaya başladım. Türkiye’de gerçek dünya, otomotiv ana sanayii firmaları, onların yan sanayi firmaları ve birkaç üst düzey yabancı kaynaklı firma dışında çok farklıydı. Bizim ülke gerçeğimiz ne yazık ki buydu. Türkiye Sanayii’nin belki de sadece yüzde 5’lik kısmını oluşturan bu üst seviye firmalardaki Kaizen yapma yöntemlerinin, kalan yüzde 95’lik çoğunluğu oluşturan firmalarda fazla bir işe yaramadığını gördüm. Bu firmaların içine girdikçe aslında iyileşebilmek için çok çabaladıklarını, bu uğurda danışmanlık kapsamında birçok firmadan ve kişiden destek aldıklarını ve ellerinden geleni yaptıklarını gözlemledim. Ekonomik olarak güçlenmiş ve sınıf atlamaya çalışan, seyahatlerinde yurtdışında gördükleri iyi örneklerdeki üretim olgunluk seviyesini yakalamaya çalışan bu firmaların ve onların yöneticilerinin başarılı olmasını engelleyen faktörler nelerdi acaba?

Her faktörü bilemem ama kendi uzmanlığım olan Yalın Uygulamalar ve Kaizen Çalışmaları ile ilgili fikrimi söyleyebilirim. Bu tespitlerime hangi aşamalardan geçerek ve ne şekilde ulaştığımı kitabın ilerleyen bölümlerinde detaylıca anlatıyorum. Şimdi tespitlerimin sadece birinden bahsetmek isterim.

Türkiye’de Yalın Üretim ve Kaizen Uygulamalarının çoğunlukla başarısızlıkla sonuçlanmasının, ‘’Yalın Üretim sistemi bizim ülkemize ve insanımıza uymuyor’’ ya da ‘’Yalın Üretim, Yalan Üretim oldu’’ gibi söylemlerin doğmasının ana sebebinin, Uygulamacılık yerine (sahaya inmeden yapılmaya çalışılan) Danışmanlık ile bu işin çözülmeye çalışılması olduğunu düşünüyorum.

Firmamızı kurduğumuz 2009 yılında kartvizitimizde neden ‘’Yalın Üretim ve Kaizen Danışmanlığı’’ yazarken şu an ‘’Kaizen Uygulama Uzmanı’’ yazıyor? Ekip olarak danışmanlıktan uygulama uzmanlığına yani uygulamacılığa nasıl dönüştük? Sanırım en iyisi ‘’Danışmanlık’’ ile ‘’Uygulama Uzmanlığı’’ arasındaki farkları yazarak bunu anlamaya ve de anlatmaya çalışmak. Her bir maddenin kendine göre ayrı bir (hatta birçok) hikâyesi var ama bunlar başka yazıların ve tecrübe paylaşımlarının konusu… Bunu aslında ‘’Danışman’’ olan on yıl önceki halim ile ‘’Uygulamacı’’ olan şu anki halimin kıyaslaması olarak da düşünebilirsiniz. Yoksa bu yazının amacı başka firma veya danışmanları eleştirmek değil, kendi dönüşümümüzün nedenlerini ve sonuçlarını paylaşmaktır.

Bana, ‘’Birçok bireysel danışmanın ve danışmanlık firmalarının çalışma yaptığı bu büyüklükteki fabrikada onlar sonuç çıkartamazken siz nasıl kalıcı ve radikal sonuçlar çıkarabiliyorsunuz?’’ diye sorduklarında önce bu farklara vurgu yapıyorum.

Elbette bazı firmalarda uygulamacılık yerine danışmanlık fayda verecektir. O firmalarda da ona göre davranmak gerekir. Biz öyle yapıyoruz ve o firmalara gittiğimizde de uygulamacı yerine danışman oluyoruz, ancak bu firmalarımızın oranı yüzde 5’i geçmiyor.

Kaizen Danışmanı ve Uygulamacı Farkları

DANIŞMAN, formülü verir, uygulanmasını sizden bekler. Danışman sadece teknikleri anlatır ve daha önce hiçbir uygulama yapmamış olan firma çalışanların

Kaizen Danışmanlık
Kendiniz denemediğiniz bir şeyi isteyemezsiniz.

dan bunları uygulamalarını bekler. Araba sürmeyi bilmeyen kişiye; şu direksiyon, şu vites, şu gaz, şu da debriyaj, hadi sür demek gibidir. Süremeyeceği aşikârdır, sürmeye çalışırsa da muhtemelen kendisine ve etrafına zarar verecektir. Ya da Danışman teşhisi koyar, hastanın kendisini tedavi etmesini bekler. Hasta iyileşmemişse de hastanın tedaviyi iyi yapmadığını vurgular.

UYGULAMACI,  formülü probleme uyarlayarak sorunu çözer. Sorunu çözerken firmadaki çalışanlara uygulamalı olarak nasıl çözüleceğini de göstermiş olur ve diğer benzer problemleri kendi kontrolünde olarak firmadakilerin çözmesini bekler ve onlara yardımcı olur. Gerekli yerlerde uyarır ve müdahale eder. Arabanın nasıl sürüleceğini gerektiği kadar anlattıktan sonra yanında eşlik ederek pratik yaptıran, gerektiği zaman müdahale eden ve öğrenci sürmeyi öğrendiğinde de işini bitirmiş olan kişi Uygulamacıdır. Uygulamacı hem teşhisi koyar hem de tedaviye eşlik eder.

 

Kaizen Danışmanlık
Yeni şekilde yapılabildiğinden uygulayarak emin olmalısınız, önemli olan sahada nasıl yapıldığını göstererek ve uygulayarak öğretebilmektir.

 

DANIŞMAN, sahaya nadiren iner hatta hemen hemen hiç inmez. Ofiste size anlatacaklarını anlatır, ‘’siz tespitleri yapın, şu çözümleri uygulayın’’ der. Sizin sorularınız karşısında sizi dinler, sonra da bir önceki maddede de anlatıldığı üzere ‘’şöyle şöyle yapın’’ ya da ‘’böyle böyle yapın’’ der. Çağırsanız da kolay kolay sahaya indiremezsiniz. Bazen turistik amaçlı ortalarda görünür ve o ortama ait olmadığı hemen belli olur.

UYGULAMACI, zamanının çoğunu sahada geçirir. Uygulamacı, Kaizen masasını mutlaka sahada çalışma yaptıkları yere kurar ve çalışma boyunca ekiple birlikte hep orada olur. Tüm değerlendirmeleri, analizleri, anlatımları, fikir alışverişlerini ekiple birlikte orada yaparlar. Sahada olmak çok önemlidir. Çünkü saha, savaşın olduğu yerdir. İsraflar ile onları ortadan kaldırmaya çalışanlar arasındaki savaş, üretim sahasında geçmektedir. Size savaşta hangi taktiği uygulamanız gerektiğini söylemek için destek aldığınız kişi ya da kişilerin savaş alanında olmaması çok garip değil mi? Hiçbir savaş tek stratejiyle kazanılamadığı gibi hiçbir Kaizen çalışması da en başta düşündüğünüz şekilde sonuçlanmaz. Savaş sırasında ortaya çıkan değişiklikler sebebiyle taktikler ve yaklaşımlar anlık olarak nasıl güncelleniyorsa, Kaizen çalışmaları esnasında da benzer güncellemelere ihtiyaç olur. Bu güncellemeleri yapması için başvuracağınız kişi savaş alanında yoksa savaşı kaybetmek mutlaktır. Fabrikalarda da bu olmaktadır. Sadece askerler değil, taktisyenler ve komutanlar da savaş alanında olmak zorundadır.

 

Kaizen ve Yalın Üretim
Boru profil fabrikasında üretimin ortasında Kaizen masası.

DANIŞMAN, konuşurken bol bol yabancı kelime kullanır. Bunların bir kısmı teknik olursa daha da iyi olur. Kimse onun bahsettiği yabancı kelimelerin ne anlama geldiğini anlamaz. Ne de çok şey biliyor diye düşünürler. Olayı çok karmaşıkmış gibi gösterir ve sanki dünyada bunu çözebilen sadece kendisi ve birkaç kişiymiş gibi bir havaya bürünür. Çözebilirse, o zaten bunu yapabilecek birkaç kişiden biridir, o çözemiyorsa da başka kimse çözemez. İmajı budur.

UYGULAMACI, mecbur kalmadıkça Türkçe dışında kelime kullanmaz. Çünkü özellikle sanayisi yeni gelişmekte olan şehirlerimizdeki operatörlerle çalışırken kullanacağınız yabancı kelimenin faydası ne olabilir ki. Uygulamacı zaten kendini dünyanın en fazla bileni olarak gösterme ihtiyacına girmediği için böyle hareketlere de ihtiyaç duymaz. Tamam, KAİZEN diyelim, KANBAN diyelim ama neden GENCHİ-GENBUTSU diyelim? ‘’Yerinde Gözlem’’ desek olmuyor mu?

DANIŞMAN, size karmaşık formlar verir. Nasıl doldurulacağı için bile ayrı eğitim verilmesi gereken bu formların çoğu o firmaya uymaz, genellikle kullanılmaz ve bir süre sonra sadece birkaç beyaz yakanın bilgisayarında veya ortak kullanımda duran dokümanlar haline gelirler. Eğer danışman ile birlikte doldurulmuş birkaç tane varsa o da panoya konur, danışman gittikten sonra bir süre doldurulmaya çalışılır, sonrasında tamamen bırakılır. Sonra da oradan geçerken dikkatini çeken bir yöneticinin uyarısıyla tamamen ortadan kaldırılırlar.

UYGULAMACI, mavi yakalara yönelik basit formlar hazırlar. Daha önce hazırlanmış formları baz alarak firmadaki çalışanlarla birlikte sadece oraya özel butik formlar hazırlar. Bilirler ki dünyada tüm fabrikaların kendisine örnek seçerek sistemini kendilerine yerleştirmeye çalıştıkları Toyota’nın en gelişmiş fabrikasında hazırlanmış bir form, Kayseri’nin makine yoğun çalışan bir fabrikasında bir işe yaramayacaktır. Uygulamaya başlayıp dönüşüm tamamlandıktan belki de yıllar sonra işe yarayabilir.

DANIŞMAN, günlerce değer akış analizi yapar. Neden? Çünkü hiçbir inisiyatif almaya gerek kalmadan birkaç haftalık danışmanlık yapmış olur. Ne yapacağını bilseydi zaten buna gerek kalmazdı.  Bir de birçok insana değer akış haritalama eğitimi verir. Neden? Siz firmada zaten beraber hazırlamayacak mısınız? O kişilerin o firmada bir daha öyle bir uygulamaya ihtiyacı olmayacak ki. Nedense bu olay bana bazı hastanelerin özel sağlık sigortası olan hastaya tüm testleri (gereksiz) yapma işlemini hatırlatıyor.

UYGULAMACI, doğrudan uygulamaya başlar. Uygulamacı, çoğu zaman ne yapacağını bildiği için hemen uygulamaya geçer. Değer akış analizi yapmakla ve nasıl yapıldığını öğretmekle geçireceği zamanı israfları ortadan kaldırmaya başlayarak değerlendirir. Bu da hem üst yönetimin desteğini hızlı kazanmasına yardımcı olur, hem de ekibin hızlıca özgüven kazanmasını sağlar. Tabii ki bazı durumlarda Değer Akış Analizi gerekebilir ama ben iki prosesin olduğu yerde günlerce değer akış analizi yapmaya çalışmış kişiler ve firmalar gördüm ne yazık ki. Bundan daha büyük israf ne olabilir ki?

DANIŞMAN, önce 5S ile başlar. Danışman, bir firmada çalışmaya başladığında ilk olarak 5S ile başlar. Çünkü çok basittir. Zekâ veya beceri gerektirmez ve görsel olarak hemen fark edilebilir. Firmada ciddi değişiklikler yapılıyormuş imajı verir. Yere çizgi çek, el aletinin zeminini renklendir, 5S panosu oluştur vs. Ama ne yazık ki bu çalışmalardan bilançoya olumlu bir sonuç çıkması neredeyse imkânsızdır.  Aylarca 5S eğitimi veren danışmanlar gördüm. Üst yönetimden sahadaki operatöre kadar hep aynı şeyi anlatıp hep aynı basit uygulamaları yaparlar.

UYGULAMACI, hemen israfları ortadan kaldırmaya başlar. Uygulamacı, firmada bulunma amacını çok iyi bilir ve işe bilançoya etki edecek israfları hızlıca ortadan kaldırmaya çalışmakla başlar. Bu tabii ki zordur, çözüm üretmeniz, onun uygulanmasını sağlamanız ve sürekliliğini garanti altına almanız gerekir. Bu Uygulamacı için streslidir, zordur ve çok çaba gerektirir. Ama firmaya katkı sağlamanın başka yolu da yoktur. 5S uygulamaları, çalışmaların arasına yedirilmelidir ya da en sonunda yapılmalıdır diye düşünüyorum. Saha çalışmaları başarı ile ilerledikçe 5S kendiliğinden oluşmaya ve oturmaya başlayacaktır.

DANIŞMAN, her firmaya aynı sırayla aynı eğitimleri verir. Sadece çalışan sayısına göre kendi hizmet verdiği gün sayısını artırmaya çalışır. Bu; yaşından, kilosundan veya diğer fiziksel özelliklerinden bağımsız olarak her hastaya aynı ilaçları ve aynı dozu yazmak gibidir. Bebek, genç veya yaşlı olup olmadığı, kilolu ya da aşırı zayıf olup olmadığı, başka hastalığı olup olmadığı önemli değil midir? Tedavi yönteminin ve detayların şartlara göre değişmesi gerekmez mi?

UYGULAMACI, butik çalışır. Firmaya, sektöre, bulunduğu coğrafyaya, sahip olduğu firma ve çalışan kültürüne göre ve başka birçok değişkene göre butik olarak sadece o firmaya özel olarak çalışır. Amaç, sadece o firmayı iyileştirmektir. Firmanın diğer özelliklerini göz ardı ederek başarılı olmak mümkün değildir. Bugün ne yazık ki özellikle Anadolu’da sayısız başarısızlık örneği mevcuttur. Uygulamacı, firmaya hangi tekniği hangi stratejiyle hangi oranda ve hangi sırayla ne şekilde uygulayacağını çok iyi bilir ve ilerledikçe günceller.

DANIŞMAN, firmalara gereksiz bilgi yüklemesi yapar. O firmalar bunu hiçbir zaman kullanmaz ve kullanamaz. Ancak Danışman, kullanmayacakları bu bilgileri vermek için ödeme alır. Sadece enjeksiyon makineleri kullanılarak parça üretimi yapılan bir firmaya ideal montaj istasyon tasarımı öğretmenin anlamı ne olabilir ki? Veya hiçbir model değişikliği yapılmayacak bir montaj hattında üretim yapan firmada detaylı SMED eğitimin amacı nedir?

UYGULAMACI, sadece gerekli bilgiyi gerektiği kadar verir. Önce genel bir bilgilendirme yapar, sonrasında sahada uygulama yapmaya başlayınca gerektikçe sadece gereken bilgileri sadece gerekli kişilere verir. Daha da önemlisi, o bilgilerin nasıl uygulamaya dönüştüğünü de beraberce görürler.

DANIŞMAN, hayal satar. Danışman, firmaya gittiğinde, stoklar şu kadar azalacak, şu kadar işçilik tasarrufu olacak, şu kadar enerji tasarrufu olacak vs. diye anlatır ve anlattığı o firmaların hiçbir zaman o noktaya gelemeyeceğini bildiği halde dünyadaki en iyi uygulayıcı firmalardan sonuçlar paylaşır. Sonra o firmadakiler, bu tasarruflara ulaşmanın o çalışma şekliye mümkün olmadığını anladıklarında danışman yeterince fatura kesmiş olacaktır. Daha önce de belirtildiği üzere, hizmet verdikleri daha önceki firmalardan çalışmaların sonuçlarına yönelik reel rakamlar paylaşmasını istediğinizde de size güzel hazırlanmış ama hayata geçmemiş tablolar çıkarır. Hayata geçmiş olsa bile kısa süreli yaşamış sonra da sürdürülebilir olmadığı için tekrar eskiye dönmüş çalışmalar… Referans olarak önceki firmalardan firma sahibi veya genel müdür değil de diğer kademelerden kişileri verir ve sizleri onlarla görüştürür ya da gizlilik sebebiyle firma ismi veremiyoruz der.

UYGULAMACI gerçekçidir, sonuç odaklıdır. Size her zaman gerçeği söyler. Tutamayacağı sözleri vermez, size sadece potansiyelden bahseder ama hepsine ulaşmanın zorluğundan da bahseder. Ütopyalarla sizleri yanıltmaz. Hayata geçmemiş hiçbir çalışmayı size referans olarak açmaz. Referans olarak daha önce çalıştığı firmaların sahiplerini ya da genel müdürlerini verir. Çünkü firmaya bu çalışmaların katkısını en iyi onlar bilir.

DANIŞMAN, sayısız gösterge (KPI-Key Performance Indicator) belirler. Bunların bazıları çok garip olur ve belirli bir süre sonra bu KPI’ları takip etmek ve sahadaki panoları doldurmak ana iş haline gelir. Bir süre sonra o KPI’ların bazılarının neden takip edildiğini kimse hatırlamaz bile. Ama üzerinde güzel grafik ve formlar olan güzel panolar görürsünüz ortamda. Ne işe mi yarar? Birileri geldiğinde biz firmamızda Yalın Üretim uyguluyoruz diye göstermeye yarar. Gösterilen kişi eğer işi hakkıyla bilmeyen birisiyse takdir eder, eğer bilen birisiyse yine takdir eder (görüntü olarak) ve firmadakilerin heyecanını ve hevesini görünce üzülür ama aldandıklarına dair onlara bir şey de söyleyemez.

Kaizen ve Yalın Üretim
KPI Mezarlığına güzel bir örnek.

UYGULAMACI, az sayıda ve gerekli göstergeleri (KPI) kullanır. Önemli olan tek noktanın sonuç almak olduğunu bilerek, sadece gerekli KPI’ları belirler ve onları takip etmeye ve ettirmeye başlar. Firma belirli aşamaya gelince ilave KPI’ları firmanın bünyesinin kaldırabileceği şekilde aşama aşama yerleştirir. Bu KPI’ların takibi, hesabı ve sunumu çok basit olur. Böylece sürekli hale gelir.

DANIŞMAN, her konudan anlar(!) ve tek başına büyük bir firmayı dönüştürmeye çalışır. Hat dengelemeye aynı danışman gelir, TPM’e, SMED’e de, Kanban’a da, Kaliteye de, 5S’e de… Binbir surat gibi. Hem beyin ameliyatı, hem kalp ameliyatı, hem ortopedi ameliyatı, hem estetik ameliyatları yapabilen, hem fizyoterapist hem hemşire hem de hastabakıcı olan biriyle henüz karşılaşmadım.

Ayrıca, bir danışmanın haftada bir veya birkaç gün giderek büyük bir firmayı dönüştürebileceğini iddia etmesi ne kadar gerçekçi değilse belirli büyüklükteki firmaların da bu şekilde çalışmayı kabul ederek sonuç beklemeleri bir o kadar trajikomiktir.

Kaizen ve Yalın Üretim
Az olsun öz olsun. Çok basit ve gerektiği kadar KPI takibi.

UYGULAMACI, sadece kendi uzmanlık alanlarında hizmet verir ve bir ekip olarak firmayı dönüştürmeye çalışır. Bir TPM Uygulama uzmanı kendi konusunda, bir Montaj Hat Uzmanı da kendi konusunda çok başarılı uygulama çalışmaları yapabilir, Lojistik Uzmanı da kendi konusunda…

Elbette belirli bir orana kadar diğer alanların konularından da anlayabilirler ama kendi uzmanlık alanlarının en güçlü alan olduğunu bilerek hareket ederler. Ayrıca birçok uygulamacı bir firmada aynı anda çalışma yapmalıdır ki gerçek anlamda sonuç çıksın. Bir Operatif Kaizen Uygulama Uzmanı bir bölgede çalışma yaparken o bölgeyle ilişkili lojistik faaliyetlerini, Lojistik Uzmanıyla birlikte çalışması gerektiği gibi ya da orada kullanılacak AGV, Andon ya da Poka-Yoke ihtiyacını belirlerken Kaizen otomasyon uzmanının orada olması gerektiği gibi… Bazı danışmanların tek başlarına nasıl böyle bir işin altına girdiklerini anlamakta çok zorlanıyorum.

DANIŞMAN, mesai saatlerine bağlı çalışır. Hatta daha geç gelip erken giderler. Çoğu 9.00-17.00 çalışırlar. Bu saatlerde hizmet vererek büyük bir firmanın dönüşümünün başarılı olmayacağı aşikârdır.

UYGULAMACI, mesai kavramı olmadan çalışır. Genelde ekiple birlikte gece yarılarına kadar çalışır. Çünkü amaç firmada başarılı sonuç almaktır. Belirli bir sürede belirli iyileştirmeleri yapamazlarsa çalışmanın tamamının başarısız olacağını çok iyi bilir. Bu sebeple her günkü çalışmanın o gün yapılması gerekenler bitince biteceğini bilir. Bazen gece vardiyalarına gelir, bazen de sabah çok erken gelip incelemeler ve takipler yapar.

Önemli olan firmaya en kısa sürede en fazla faydayı sağlamaktır.

DANIŞMAN için sonuç almak önemli değildir. Danışman kendi işini sadece firmalara gidip belirli teorik eğitimler verip belirli konuları anlatmak olarak görür ve bunu da yeterince iyi yaptığını düşünür. Hiçbir şekilde stres yapmaz, çok rahattır, eğitimi verince işinin hakkını verdiğini düşünür.

UYGULAMACI için sonuç almak çok önemlidir ve tek hedeftir. O kendi işini sonuç almak olarak görür, istediği sonucu alabilmek için ekiptekilere verilmesi gereken eğitimleri yan iş olarak görür. Stres yapar ve sonuç çıkarabilmek için gece gündüz uğraşır.

 

DANIŞMAN, sadece belirli beyaz yakalara fayda sağlamaya çalışır. Her gittiği firmada bir veya birkaç beyaz yaka çalışan seçer ve onlarla karşılıklı olarak birbirlerini parlatırlar.

UYGULAMACI, sadece firmaya fayda sağlamaya çalışır. Uygulamacı bilir ki, firmada bu çalışmaları layıkıyla yapabilirse ve hayata geçirilmesine ön ayak olabilirse herkes kazanacaktır. Tek amacı firmaya katkı sağlamaktır, hatta bu süreçte aşırı sonuç odaklı olduğu için bazı yönetici ve beyaz yakaların egolarını tatmin etmeye ve karşılıklı birbirleriyle kirli bir ortaklık oluşturmaya çalışmadığı için bazı kişilerle problem de yaşayabilir, hatta okları üzerine çekebilir.

DANIŞMAN, mükemmeliyetçidir. Danışman en ideal sistemi anlatır ve bunun her şirkette hayata geçirilebileceğini belirtip ütopyaları gerçekleştirmeye çalışmakla uğraşır. Bu nedenle belirli bölgelerde saplanıp kalabilir. Sıfır stoktan bahseder, JIT (just in time) yapacağız der. İdeal Kanban sistemi kurmaya çalışır. Çoğu fiyaskoyla sonuçlanır. Çünkü bunlar Toyota’nın bile on yıllar boyunca ancak gelebildiği yerlerdir. Bu, 100 metreyi on saniyenin altında koşan atleti gösterip sen de yapabilirsin ama seni ben çalıştıracağım demek gibidir. Sonra uğraşıp uğraşıp olmayınca firmayı suçlayıp şartlardan dolayı bunun olmayacağını belirtmektir.

UYGULAMACI, gerçekçidir ve vazgeçebilendir. Uygulamacı, sınavlarda yapılamayan sorunun bırakılması gibi firmalarda da her şeyi düzeltmeye çalışmak yerine bazı noktaları bırakıp geçebilir. Bu da çalışmaların sürekliliğini ve sonuç alabilmesinin önünü açar. Hiç fizik dersi görmemiş bir öğrencinin on üzerinden on alamayacağını bilir ve ilk etapta beş alıp geçmesini daha sonra da yedi gibi bir nota ulaşmasını sağlamaya çalışır ve bununla da yetinir. O öğrencinin hiçbir zaman on alamayacağını bilir ve kabullenir. Fizikte bazı karışık formülleri çözerken sürtünmenin sıfır alındığı gibi, ya da yerçekiminin düz olarak 10 alındığı ya da matematikte Pi sayısının üç alındığı gibi bazı noktaları göz ardı etmek gerektiğini bilir ve buna göre uygulama çalışmaları yapar. Firmalarımız için ilk etapta önemli olan ileriye gitmektir, en idealine ve mükemmele ulaşmak değil. Özellikle Kanban çalışmalarında danışmanlar ve firmalar bu tuzağa düşüyorlar (şimdi lütfen kimse bana TPS’in  [Toyota Production System] beşinci prensibi ‘’Mükemmelliktir’’ gibi sözler söylemesin).

 

DANIŞMAN, kolay kolay fikir değiştirmez ve tersler. Bir soru sorduğunuzda, danışman cevabını bilmiyorsa, genel şeylerden bahsederek geçiştirmeye çalışır, hatta sizi tersler. Aklına yatmayan bir şey önerdiğiniz ve sizi ikna edemediği için siz ısrar ederseniz de uzman olanın kendisi olduğunu ve o ne derse onun yapılması gerektiğini söyler. Bir çözüm önerisinde bulunursa ve siz daha iyisini bulsanız ya da onun fikrinin hatalı olduğunu ortaya çıkarsanız bile kolay kolay o fikirden vazgeçmez. Çünkü bunun zayıflık olduğunu ve ekip üzerindeki otoritesini sarsacağını düşünür, ısrarla onun hayata geçirilmesini ister. Zaten fikir başarısız olursa ekip yüzünden olmuştur, onlar danışmanın istediği gibi yapamamışlardır. En yaman çelişki de bunu yapan danışmanın verdiği eğitimde muhtemelen yeni fikirlere açık olmak gerektiğinden ya da bu işin bir ekip işi olduğundan bahsetmiş olmasıdır.

UYGULAMACI, beraber düşünür, ikna eder veya ikna olur. Uygulamacı, uygulama yapmanın ayrı bir sanat olduğunu, tek başına hiçbir şey yapamayacağını bilir. Çözümleri ekiple birlikte bulmaya çalışır. Daha iyi bir fikir çıktığında onu alıp eskisini bırakır. Ekiptekilerin ya da diğer çalışanların sorularına uzun uzun cevap vermeye ve onları ikna ederek hayata geçirmeye çalışır.

Kaizen ve Yalın Üretim
Önemli olan problemleri beraber çözebilmek.

DANIŞMAN, güzel sonuçları kendisi sahiplenir, kötü sonuçları ekibe yükler. Danışman, bir yerde güzel bir sonuç elde edilirse bunu hemen sahiplenir, hatta hiç kimseye haber vermeden üst yönetime kendisi sunar. Ama sonuçlar kötü çıkarsa ya da kendisinin üst yönetime vaat ettiği başarılar elde edilemezse onun sorumluluğu kendisini anlayamayan ya da onun söylediklerini yapmayan veya yapamayan sizlerindir. Danışman dışında herkes suçludur!

UYGULAMACI, güzel sonuçları ekibe mal eder, hataları kendisi sahiplenir. Uygulamacı, güzel sonuçların mutlaka ekip üyeleri tarafından sunulmasını sağlar, üst yönetime sunulacaksa bile onların anlatmasını ister. Hatta kendisi başarılı sonuçların sunulacağı bazı sunumlara katılmaz ve böylece başarının sadece kendisine mal edilmesini engeller. Ama sonuçlar beklenen gibi çıkmazsa ya da anlatacak olumsuz başka noktalar varsa mutlaka bunları kendi sunar ve tüm sorumluluğu herkesin gözü önünde tek başına üstlenir. Çünkü o zaten bu olumsuz sonuçların ortaya çıkmaması için oradadır. İşi budur. Böyle bir olay gerçekleşirse işini iyi yapamadığının farkında olur ve etrafına bu farkındalığı yayar. Ayrıca her zaman her yerde çok iyi sonuçlar çıkmayabileceğini bilir ve bu olgunlukla hareket eder.

 

DANIŞMAN, soğuktur. Danışman, otoritesini ciddiyet ve soğukluk üzerine kurar. Samimiyet kurmaz, gülerken çok az görülür. Yüzünde dünyanın en önemli işini yaptığına dair bir ifade vardır, hep o maskeyle dolaşır. Önceki maddelerde de bahsettiğimiz üzere firmada sadece kritik konumda belirlemiş olduğu birkaç beyaz yaka ile samimiyet kurar ve onları kendi kişisel alanına dahil eder.

UYGULAMACI, eğlencelidir, samimidir. Uygulamacı, sizden biridir. Sizinle güler, sizinle üzülür. Aranızda büyük duvarlar yoktur. Proseste çalışan operatörlerle de, Kaizen ekibiyle de, yöneticilerle de sıcak bir iletişim içindedir ve otoritesinin zedeleneceğinden korkmaz çünkü o otoriteyi ve saygıyı, bilgisiyle ve tecrübesiyle sağlamaya çalışır.

Kaizen ve Yalın Üretim
Ustabaşı arkadaş elde ettikleri başarılı sonuçları üst yönetimle paylaşırken.

DANIŞMANLAR, hep aynı tip kitaplar yazar. Böyle sayısız kitap görmüşüzdür. Bu kitapların bazılarını görünce bana gülme krizi geliyor. Lise öğrencisi gibi, on-on beş tane kitap okunur, hepsinden birer parça alınır, birleştirilir ve tabii ki kaynaklar kısmına yabancı literatürü takip ediyorum diyebilmek için birkaç yabancı kitaptan kısa kısa da olsa alıntı ve çeviri yapılır. Uygulama örnekleri mi? Yapmadı ki, neyi koysun. Çoğunda sadece 5S ile ilgili öncesi-sonrası resmi yer alır. Böyle yazılan (!) kitaplar özgeçmişlere eklenir ve tanıtım için gidilen firmalarda veya zirvelerde dağıtılır.

UYGULAMACILAR, nadiren kitap yazar. Uygulamacı pazarlama amacı gütmediği için bir danışman gibi oturup da hiçbir katkısı olmayacak bir kitap yazmakla uğraşmaz. Zaten genelde onu yapmaya zamanı da kalmaz. O zaten firmalarda oradan oraya gece yarılarına kadar koşturuyordur. Bir kitap yazacaksa da bu teorik bilgiler değil pratik uygulamalar içermelidir ve mutlaka birilerine faydalı olmak amacı gütmelidir. Bu sebeple, Uygulamacı tarafından yazılan kitap ülkemizde neredeyse yok gibidir.

Biraz da danışmanlık firmalarına bakalım:

DANIŞMANLIK FİRMALARI, mutlaka yabancı bir partner bulur. Mümkünse Japon olmalıdır. Amerikalı, Alman veya Fransız da olabilir ama Japon olursa daha iyi. Yılda birkaç kez buralardan uzman getirirler. Uzman da olmasına gerek yok, Japon olsa yeterli. Zaten ne dediğine kimse bakmayacak. Sonra onlarla fabrika turu yaparlar, tabii ki günlüğü çok yüksek rakamlara. Ne mi diyecek Japon oralarda: Çok kayıp var, insanların ve makinelerin boş kapasitesi var, stoklar fazla, arızalar fazla, verimsizlik var vs. Bunları söylemek için bir Japon’a ihtiyaç olduğunu sanmıyorum. Hele ki bunları duymak için bu kadar para vermeye de… Gerçi arada çevirmen de var, onun da ayrı bir havası oluyor. Ya da arada bir Japonya’ya tur düzenlerler; hem firma gezisi hem de turistik gezi olarak. Aralara serpiştirdikleri eğitimlerle tura katılanların bundan çok etkilenip kendi firmalarında da bu fabrikalardaki gibi üretim yapma hayaliyle dönüp danışmanlık almaya başlamaları ana amaçtır.

UYGULAMACI FİRMALAR, Türkiye’ye ve Türklere has uygulama yöntemleri üzerinde çalışır. Tabii ki Yalın Üretim ve Kaizen konularında da dünyada sürekli bir gelişim olduğunu bilerek kendilerini geliştirmeye ve güncellemeye çalışırlar. Ama onların derdi kendi ülkelerindeki firmaları üst liglere çıkarmaya çalışmaktır. Bunun için turistik geziye ihtiyaçları yoktur ya da uygulayabilmek için Japonlara ihtiyaçları yoktur.

 

DANIŞMANLIK FİRMALARI, garip isimli eğitimler ve zirveler düzenler. Artık ‘’Kanban Eğitimi’’ adıyla bir eğitim düzenlerlerse kolay kolay kimse gitmez. Bu sebeple danışmanlık firmaları ‘’İçsel ve Dışsal Lojistik Arasındaki Etkileşimlerde Katmadeğer Oranının Artırılması ve Ülke Ekonomisine Katkısı’’ gibi bir başlık bulurlar. Ne mi anlatacaklar? Tabii ki birkaç grafik, oradan buradan toplanan birkaç veri, birkaç süslü kelime ve karşılıklı alkışlar. Daha fazlasını arayan var mı ki? Firmalara katkısı mı? Onunla ilgilenen kim var ki zaten!

Kaizen, Kanban ve Yalın Üretim
Çift Kutu Kanban kurarken.

UYGULAMACI FİRMALAR, sadedir, ana teknikleri basitçe uygulamaya çalışır. Kanban Kanban’dır. Önemli olan bunun firmaya nasıl uygulanacağıdır. Süslü kelimeli garip tekniklere gerek yok. Sadece temel Kanban uygulamaları firmaların çoğunda işe yarayacaktır.

DANIŞMANLIK FİRMALARI, web sitelerine teorik anlatımlar ve konu başlıkları koyar. Bu web sitelerinde hep aynı şeyler yazar. Herkesin bildiği teorik anlatımlar. Yani bir şey bulamazsınız.

UYGULAMACI FİRMALAR, web sitelerinde de sade ve sonuç odaklıdır. Sadece yaptıkları çalışmaları anlatırlar, uygulamalı örnekler paylaşırlar ve de en önemli nokta olan sonuçları paylaşırlar.

Kısa Değerlendirme

Yazımızın başında da paylaştığımız üzere bu yazının amacı kimseyi eleştirmek değildir. Danışman ve Uygulamacı özellikleri diye bahsettiğim özellikler bizlerin danışman olarak başlayıp uygulamacıya dönüşme sırasında değişen davranış ve düşüncelerimizden bazılarının özetleridir. Hâlâ dönüşüm ve gelişim devam etmektedir. Bu tecrübelerimizi de paylaşmak istedik ki herkese faydalı olsun.

Ülkemize, milletimize, sanayimize hizmet eden herkese ve her firmaya saygımız sonsuzdur.

İzninizle ve belki de haddim olmayarak şu önerilerde bulunmak istiyorum:

Danışmanlara: Danışman değil uygulamacı olunuz veya olmaya çalışınız.

Danışmanlık Firmalarına: Danışmanlık değil Uygulamacı Firma olunuz.

Firmalara: Danışman yerine işinin ehli Uygulamacı bulunuz ve onunla çalışınız.

BÖYLECE, ÜLKEMİZE VE FİRMALARIMIZA DAHA ÇOK FAYDA SAĞLAYABİLİRİZ.

 

Hakan Cengiz

Erasys Yönetici Ortağı